Karar Verme Yorgunluğu
Her yeni güne başladığımız ilk andan itibaren bir karar vermek zorundayız. Beş dakika daha fazla uyuyup acele bir kahvaltı yapmak mı? Yoksa uyanıp daha rahat hazırlanarak işe gitmek mi? Seçeneklerin arttığı bu dünyada neredeyse her alanda bir seçim yapmak zorundayız.
Ne izleyeceğimizden ne yiyeceğimize, hangi mesleği seçeceğimizden nasıl bir hayat yaşayacağımıza kadar sürekli karar vermemiz bekleniyor. Sürekli duyduğumuz soruların başında “Karar verdin mi?”, “Ne yapacaksın peki?” gibi nice türevden sorular duyuyoruz. Opsiyonların bu kadar çeşitli olduğu bu yeni dünyada bu sorulara cevap vermek bence çok kolay değil. Bu kadar opsiyon, bizim için daha iyi bir alternatifin seçeneği olmaktan ziyade sanki bizleri biraz yoruyor.
Gün içinde fark etmeden verdiğimiz kararlar; sabah ne giyeceğim, ne yiyeceğim, önce nereden başlasam ve daha nicesi ile geçiyor. Günün ilerleyen saatlerinde zihnimiz yorulur ve artık en doğru kararı değil, en kolay kararı vermeye başlıyoruz. Karar vermek aslında arka planında bizi düşündüren farklı kaygıları da yanında getiriyor. En doğru, en güzel kıyafeti, en sağlıklı olanı seçmek istiyoruz. Hatta birçoğumuzun yaşadığı benzer bir durum vardır. Bir karar almadan önce çok düşünürüz, tüm olasılıkları tartarız; deyim yerindeyse ince eleyip sık dokuruz. Sonrasında öncesinde elediğimiz kararı düşünürüz. Bir anda seçmediğimiz karar en doğru karar mıydı ikilemini yaşarız. Bazen de hayat karşısında aldığımız kararların arkasında durmak zor gelir. En doğru karar olmasına ya da en mantıklı karar olmasına gerek yok. Vazgeçtiklerimizden kalandır kararını aldığımız. Bize aittir. Bizi belki de en çok büyüten alandır karar almak ve arkasında durmak. Kararımızın sorumluluğunun altında daha fazla ihtimali kovalamamız gerekir.
Bu hayatta tek bir doğru yok sonuçta, sadece birçok seçenek var. Ancak üzerimizde bir baskı var: En nitelikli okulu seçmelisin, en çok maaşı alan mesleği, en doğru ilişkiyi seçmelisin. Baskı arttıkça kararlarımızın sorumluluğu altında eziliyoruz. Kendimize olan inancımız da zayıflayabiliyor. Baskı, iç sesimizi duymamızı zorlaştırıyor. Oysa ki bence iç sesimiz, karar verme aşamasındaki en doğru rehberimiz. İç sesimiz fısıldar; mutlu olacağı alanı, huzurlu olacağı yeri bilir. Karar vermeyi deneyimledikçe seçenekler arasında kaybolmak yerine kendimize kulak vermeyi öğreniyoruz. Belki de en doğru karar, bazen sadece iç sesimizi duyabilmektir.
Sıla Korkut
Yücel Kültür Vakfı
Genç Gönüllü Yazar