Siz bu yazıyı okurken, başka bir 'siz' şu anda ne yapıyor olabilir? Onunla konuşmak mümkün olur muydu? Ya o sizden daha zengin ise ya da tüm hayallerinizi gerçekleştirdi ise... Bunlar gibi sorulacak aslında binlerce soru mevcuttur. Yaşadığımız evren tek mi, yoksa kainatta başka evrenler var mi? Başka denizler, yani başka evrenler de olabilir mi? İşte bu soru elbette bilim kurgunun en popüler konularından biridir. Bugün ise sizlere çok zevkli, heyecan verici, çok gizemli ve bir o kadar da kafa yorulan paralel evren, çoklu evren ve baloncuk evren teorilerinden bahsedeceğiz. Bu teoriler birçok kitaba, diziye veya filme konu olmakla beraber, gerçek bilim açısından da kenara atılmış bir kurgu değildir. Oldukça ciddi şekilde araştırılan, üzerine çalışılan bir konudur. Bilim insanları, içinde bulunduğumuz Evrenimizi daha iyi tanımlamaya başladığından beri filozoflar, hayalperestler ve bilim kurgu yazarları paralel evrenler üzerinde kafa yormaktalar. "Evren" dediğimiz yapı bildiğimiz her şeyi; gezegenleri, yıldızları, galaksileri, uzayı ve zamanın kendisini içerir, hiçbir şeyi dışlamaz. Astronomların ölçümlerine göre, bizim Evrenimiz yaklaşık 93 milyar ışık yılı genişliğindedir. İşte bundan dolayı biz de kendimizi düşünmekten alıkoyamıyoruz. Hazır filmlere konu oluyor demişken, aranızda sanırım "Doktor Strange: Çoklu Evren Çılgınlığında" filmini izlemeyen yoktur. Eğer izlemedi iseniz, bu yazacağımız konularla alakalı bağlantısı olduğu için izlemenizi tavsiye ederim. Şimdi ise, ilk öncelikle sizlere paralel evren teorisinden bahsedeceğiz.

Paralel Evren Teorisi

Öncelikle şunu bilmemizde fayda var: Bilim insanları, atomdan daha küçük olan bir zerreciğin saniyeden daha kısa bir sürede aniden patlamasıyla şu an içerisinde yaşadığımız dünyanın oluştuğunu bildirmektediler. Paralel evrenler teorisi de bu ani patlama anına dayanmaktadır. Bilim insanları evrenin başlangıcı olarak kabul ettiğimiz yaklaşık 13,8 milyar yıl önce meydana gelen büyük patlamanın neticesinde imajımızın yansıdığı ve zamanın tersine aktığı başka bir evren daha oluşturduğunu düşünüp ifade etmektedirler. Yani sadece bizim yaşadığımız evrenin olmadığı, birden fazla evrenin var olduğunu söylemektedirler. Fakat en önemli sorun, bu evrenlerin var olduğunu düşünüp oradaki bizlerle ve evrenlerle iletişime geçememektir. Peki paralel evren terimi nedir, nasıl ortaya çıkmıştır? Paralel evrenlerin kökeni nedir? Gelin hep birlikte buna bakalım. 

Paralel Evren Terimi

Paralel evren terimi; çoklu evren olarak tanımlanan, birbirinden farklı, gözlemlenebilir evrenlerin hipotezsel toplamıdır. Yani “çoklu evren teorisi” dediğimiz bir teorinin bir bölümünü oluşturuyor bu konu. Yıllardır teleskopla inceleyebildiğimiz, bilinen evren yaklaşık 93 milyar ışık yılı genişliğindedir. Ancak bu evren, hipotezsel çoklu evrenin çok küçük bir kısmına tekabül eder. Çoklu evrenin sonlu ve sonsuz var olması, olası evrenlerin hipotezsel bütünüdür ve bu evrenler var olan her şeyi; bütün mekân, zaman, madde ve enerjiyi ve bunlarla birlikte fizik kanunları ve fiziksel değişimleri kapsamaktadır. Bu evrenlere “paralel evrenler” ya da “alternatif evrenler” de denir.

Bir sınıflandırmaya göre, çoklu evreni meydana getiren evrenler birbirine bağlıdır ve belirli fizik ve matematik kuralları ile tanımlanmış tek bir sistemin parçalarıdır. Bu modelde, evrenlerin ortak bir kökeni olduğu ve birbirleri ile ilişkide oldukları varsayılır. Spektrumun diğer ucundaki tamamen ayrı modelde ise tüm muhtemel dünyalar aynı anda, eşit gerçeklik düzeyinde var olmaktadır. “Modal realizm” olarak bilinen bu görüş ilk olarak 1970’lerde felsefede ortaya çıkmıştır. 1990’larda fizik ve matematikçiler tarafından bilinen evrenin matematiksel bir formla sisteme denk olduğu ve matematiksel sistemlerdeki tüm sınıfların eşit düzeyde gerçek olduğu hipotezi ortaya atılmıştır. Birbirinden ayrı bu evrenler “paralel evrenler” ya da “ruhani evrenler” olarak da anılmaya başlanmıştır. Bazıları yazımızın başında söylediğimiz gibi, bu evrenlerin bilinen evrenle bağlantılı veya alakalı olduğuna inanır; ancak bu ilişkilerin nasıl gerçekleştiği konusunda bir açıklama getirilmez. 

Paralel Evren Teorisinin Doğuşu

Paralel Evrenler tanımı, ilk kez Amerikalı fizikçi Hugh Everett tarafından ortaya atılmıştır. Zaman içinde kuantum mekaniğinin ilgi çekici, popüler ve bilimsel platformlarda çok tartışılan kuramlarından birisi olmuştur. Kimi zaman bağımsız ve farklı, hiçbir şekilde birbiriyle etkileşime girmeyen, çok sayıda evrenin varlığı öngörülmüştür. George Mason Üniversitesinden Dr. Robin Hanson gibi bilim adamları ise paralel evrenlerin aslında sanılanın aksine birbirinden bağımsız olmadığı; birbiriyle etkileşimde olduğunu öne sürmüştür.

Evrenlerin birbiriyle etkileşime geçtiği hallerde ise küçük evrenler parçalanıyor ya da büyüğü tarafından yutuluyordu. Kuantum mekaniği, bilim tarihinde çift yarık olarak bilinen deneyde fotonun dalga mi yoksa parçacık mi olduğunu belirleyen şeyin gözlemcinin bilinci olduğunu söyler. Bu olgunun potansiyel durumdan işler hale gelmesi ve gerçekleşmesi, katılımcının varlığı ile mümkün olabilir. Sistemin fiziksel özelliklerinde herhangi bir değişim olmaz değişim sadece bu özelliklerin potansiyelinde ve güncelliğinde ortaya çıkmaktadır.

Paralel Evrenlerin Kökeni

"Paralel evrenler nereden çıktı?" diye sorduğunuzu duyar gibiyim. İşte buna cevaben sizlere fiziksel olarak oluşan beş maddeden cevap vereceğiz.

1. Çoklu Dünyalar Yorumu

Teorik fizikçi Sean Carroll’un katıldığı yorum bu: Kuantum fiziğinde Schrödinger’in kedisi deneyini duymuşsunuzdur. Bu deneyde dışarıya tümüyle kapalı bir kutuya bir kedi koyarsınız. Kedinin yanında zehir şişesi vardır. Zehir şişesini kırıp hayvanı öldürecek olan çekiç de radyoaktif bir atoma bağlıdır.

Kuantum fiziğindeki Heisenberg’in belirsizlik ilkesine göre, radyoaktif bir atomun ne zaman “bozunarak” daha az radyoaktif bir atoma dönüşeceğini öngörmek imkansızdır. Bu rastlantıyla olur. Atom bozunursa çekiç şişeyi kırar ve kedi olur. Bozunmazsa kedi yaşar.

Yine belirsizlik ilkesine göre, bir atomun dış dünyayla bağlantısını tümüyle keserseniz o atom süper pozisyon durumuna girer ve hem bozunmuş hem de bozunmamış olur. Gerçek dünyada bunu mikroskobik atomlar üzerinde deneyler yaparak gözlemlemeyi başardık.

Öte yandan bir kedi ve cam şişesi gibi gözle görülebilecek kadar büyük makroskobik dünyalarda bu durum geçerli değil: Kutuyu açıp içine bakarsak ya ölü bir kedi ya da canlı bir kedi görürüz. Oysa kutu kapalıyken, dış dünya ile atom arasında hiçbir etkileşim yokken, o kedi aynı anda hem canlı hem ölü olmak zorunda.

Çoklu dünyalar yorumu da buradan geliyor. Örneğin, kuantum fiziğinde bir elektron yüzde 30 olasılıkla sağdan ve yüzde 70 olasılıkla soldan gidebilir. Ünlü fizikçi Richard Feynman’ın gösterdiği gibi gerçek dünyada elektronun ya soldan ya da sağdan gittiğini görürüz.

Buna karşın, matematiksel olarak rotasını hesaplamak istiyorsak soldan giden elektronun yolunu ancak sağdan gitme ihtimalini de hesaba katarak çizebiliriz. İşte Carroll gibi düşünen fizikçilere göre bu olgu çoklu dünyalar olduğu anlamına geliyor.

Kısacası bizim evrenimizde elektron soldan gitmişse o elektronun sağdan gittiği bir paralel evren de mutlaka var olmalı. Dolayısıyla “o kızla evlendiğiniz bu evrene” ek olarak başka kızla evlendiğiniz bir evren de var. Bu evrende fizikçi iseniz çöpçü olduğunuz bir alternatif evren kopyanız da var.

2. Sicim Teorisi

Önceki yazılarımıza baktığınız zaman bu konuyu daha detaylı öğrenebilirsiniz. Çünkü bu teoriyi anlatan bir yazı yazmıştık. Sicim teorisi, kuantum fiziğiyle görelilik teorisini birleştirip her şeyin teorisini geliştirmek için gelecek vaat eden en büyük teori. Sicim teorisine göre, evreni oluşturan temel parçacıklar tek boyutlu süper küçük sicimlerden meydana geliyor.

Böylece dünyadaki tüm fizik kuvvetlerini sicimlerle açıklayabiliyoruz: Elektromanyetizma, kütleçekim, zayıf ve güçlü nükleer kuvvet. Yalnız bir sorun var: Sicim teorisinin çalışması için 10 uzay boyutu ve bir zaman boyutu lazım.

Oysa bizim evrenimizde sadece üç uzay boyutu ve bir zaman boyutu görüyoruz; yani görebildiğimiz kadarıyla evren dört boyutlu, 11 boyutlu değil. Peki diğer yedi boyut nerede?

Sicim teorisinin güncel versiyonu olan M teorisine göre, ekstra yedi boyut çok küçük ve kendi üzerine tespih böceği gibi kıvrılmış durumda. Bu yüzden ekstra boyutları göremiyoruz. Bunun çoklu evrenle ne ilgisi var derseniz hemen anlatalım:

11 boyutlu bir kainatta evreni meydana getiren sicimleri düzenlemenin 10.500 farklı yolu var! Özetle sicim teorisine göre kainatta en azından 10 üzeri 500 evren var. Bunlardan biri de yaşadığımız evren. Bu aslında bir çatı kavram olsa da çoklu evren derken bilim insanları genellikle sicim teorisini kast ediyor.

3. Zar Kozmolojisi

Zar kozmolojisi fizikten türetilmiş bir çoklu evren teorisi. Buna göre, başka dünyalarda başka işler yapan alternatif kopyalarımız yok, ama fiziksel olarak gerçekten birbirine paralel olan evrenler var.

Zar kozmolojisine göre zamanla birlikte dört boyutlu olan evrenimiz en az beş boyutlu kainatta üst üste veya bakış acınıza göre dikey olarak yan yana dizilen, tıpkı ekmek dilimleri gibi yan yana dizilmiş olan sonsuz sayıdaki evrenden biridir.

Evrenimiz elbette dört boyutlu, ama nasıl ki bir lamba direğine uzaktan bakınca tek boyutlu görünüyorsa kainatta tost dilimleri gibi yan yana dizilmiş evrenler de uzaktan bakınca kağıt yaprakları gibi ince, düz ve iki boyutlu olarak görünüyor. (Trafik lambası direğine yakından bakarsanız bir karıncanın aslında üç boyutlu olan bu direğin çevresinde çember çizerek yürüdüğünü görebilirsiniz).

Büyük Patlama

Zar kozmolojisine göre, birbirine paralel olan iki evren ara sıra çarpışıyor ve böylece çok sayıda büyük patlama yaşanıyor. Büyük patlamalar, sonsuz uzunluktaki birer kağıt şeridine benzeyen bu evrenlerde, içinde yaşadığımız gibi yepyeni gözlemlenebilir evrenler oluşmasına yol açıyor.

Aslında, 11 boyutlu uzayda birbirine paralel olarak yüzen bu iki sonsuz uzunluktaki evren şeridi, boylu boyunca ve farklı noktalarda defalarca çarpışmış olabilir. Her çarpışma noktasında ayrı bir büyük patlama yaşanmış ve başka bir evren oluşmuş olabilir.

Söz konusu evrenler birbirine ışığın asla ulaşamayacağı kadar uzak olduğu için bunlar ana evren (mega evren) dilimlerinin üzerinde yan yana dizilen, ama birbirinden kopuk olan farklı gözlemlenebilir evrenler olarak kabul edilebilir.

4. Şişme Modeli

Kainatı oluşturan boşlukta sonsuz sayıda gözlemlenebilir evren yaratmanın başka bir yolu daha var. Bu da şişme modeli. Şimdi kısaca bunu açıklayalım.

Evren büyük patlamayla oluştu. Bunu kozmik mikrodalga arka plan ışımasına ve görelilik teorisine bakarak anladık, kısacası büyük patlamanın varlığını kanıtladık. Bununla birlikte Evren’de madde ve enerji uzayın her yanına oldukça eşit miktarda dağılmış durumda. Oysa patlamayla oluşan bir evrende maddenin belirli yerlerde toplanmasını beklerdik. Uzaya tekdüze dağılmasını değil.

Balon Gibi Şiştik

Alan Guth’un 1979’da geliştirdiği şişme modeline göre, evrenimiz kuantum fiziğindeki belirsizlikler nedeniyle çok kısa bir süre için balon gibi şişti ve ışıktan hızlı genişledi (Büyük patlamadan hemen sonra Evren’in mikroskobik boyutta olduğunu hatırlayalım.)

Bu sebeple, küçük evrende dağınık su kabarcıklarına benzeyen mikroskobik madde ve enerji topakları bugünkü Evren’e neredeyse eşit ölçüde dağıldı. Böylece şişme modeli bize maddenin ve enerjinin Evren’e neredeyse eşit biçimde dağılmasını açıklamış bulunuyor.

5. Nasıl Test Ederiz?

Diyeceksiniz ki beş madde dedin, ama sadece dört madde anlattın. Haklısınız fakat bunun bir sebebi var: Farklı evren modelleri, evren hakkında sorduğumuz dört temel sorudur. beşinci soru ise farklı bir evren modeli değil, ama içlerinde en zor soru da bu: Paralel evrenlerin varlığını nasıl kanıtlarız?

Paralel evrenler varsa hangi paralel evren modeli doğru? Bilimsel teorileri masallardan ayıran nokta yanlışlanabilir olmalarıdır; yani bu teorilerin bilimsel değer taşıyabilmesi için test edilebilmesi gerekiyor. Tıpkı Einstein’ın görelilik teorisini defalarca test etmemiz gibi.

Çoklu Evren Teorisi

Yaşadığımız evren, dışarıdaki tek evren olmayabilir. "Aslında evrenimiz, çoklu evreni oluşturan sonsuz sayıdaki evrenden biri olabilir." sözüyle şimdi de bu teoriden bahsedelim. Modern fizik, evrenin nasıl oluştuğuna dair birden fazla teori öne sürmektedir, fakat bunların başında gelen teori Big Bang (Büyük Patlama) sonrası hızlı genişleme evresi "kozmik enflasyon" ile yeni evrenlerin oluştuğunu ve bu evrenlerin de uzayda dağıldığı önermesinde bulunmaktadır.

Bu Teorinin Terimi ve Doğuşu Nasıl Ortaya Çıkmıştır?

Çoklu evren terimini ilk kullanan ise 1895 yılında William James olmuştur. Çoklu evren bir teori değil, paralel evren kuramlarını içine alan bir modeldir. Çoklu evren, birbirinden farklı, sonlu ve sonsuz var olan olası evrenlerin hipotezsel toplamını; her evrenin doğasını ve bu evrenler arasındaki ilişkiyi içerir. Bizim evrenimiz ise, çoklu evrenin ancak küçük bir kısmıdır. Kuantum fiziğinden yola çıkılarak ortaya atılan çoklu evren; alternatif birer kopyalarımızın olduğu paralel evrenlere işaret eder. Ancak çoklu evrenler modelinde, paralel evrenlerde bizim sandığımız gibi birer kopyalarımızın olması gerekmiyor. Çoklu evren modellerinin bir kısmında ise bizim evrenimizin kopyaları yoktur; kainatta sonsuz sayıda farklı evren vardır. Stephen Hawking, Steven Weinberg, Brian Greene, Max Tegmark, Andrei Linde, Michio Kaku, David Deutsch, Leonard Susskind, Raj Pathria, Sean Carroll ve Neil de Grasse Tyron gibi çoklu evren modellerinden birini destekleyen bilim insanlarının yani sıra Jim Baggott, David Gross, Paul Steinhardt, George Ellis ve Paul Davies gibi çoklu evren modelinin bilimsel değil felsefi olduğunu savunan ve eleştiren bilim insanları da bulunmaktadır. Genellikle çoklu evren modellerinden bahseden fizikçiler sicim teorisini kastetmektedirler. Bir başka destekleyici kanıt zar kozmolojisidir. Zar kozmolojisine göre; diğer evrenlerde birer kopyalarımız yoktur; ancak paralel evrenler mevcuttur.

14 Mart'ta hayatını kaybeden Hawking, çoklu evrenler konusu üzerine yapmış olduğu çalışmalar ve makaleler neticesinde uzayla ilgili görüşlerini verdiği bir röportajda şöyle dile getirmiştir:

"Tek ve eşsiz bir evrenden bahsetmemiz pek olası değil. Tüm bulgular sınırsız olmasa da başka evrenlerin de mümkün olduğunu bize gösteriyor." demiş ve ardından da, "Yeryüzündeki yaşamın, aniden çıkabilecek bir nükleer savaş, genetiği değiştirilmiş bir virüs gibi felaketler ve giderek artan başka tehlikelerle yok olma tehdidiyle karşı karşıya olduğuna inanıyorum. İnsanoğlunun uzaya gitmediği sürece bir geleceği olduğunu sanmıyorum. Bu yüzden, insanların uzaya ilgi duymasını teşvik etmek istiyorum." demiştir.

Baloncuk Evren Teorisi

Çoklu evren için başka bir teori ise “sonsuz enflasyon”dur. Tufts Üniversitesi'nden kozmolog Alexander Vilenkin’in araştırmasına dayanarak uzay-zamana bir bütün olarak değerlendirmemiz gerekir. Büyük Patlama'nın uzayın bazı yerlerini genişletmeyi bırakıp bizim evrenimizi genişlettiğini, ancak diğer evrenler genişlemeye devam edeceğini söyleyebiliriz. Dolayısıyla evrenimizi bir balon olarak hayal edebilir ve uzayda asılı olduğunu söyleyebiliriz. Bu teoride ilginç olan şey, diğer evrenlerin bizimkilerden çok farklı fizik yasalarına sahip olmasıdır. Bunun sebebi, evrenlerin birbirine bağlı olmamalarıdır.

Yani buradaki mantık ise, uzay zamanında tıpkı bir balon gibi şişen sayısız evreni öngörmekte ve bahsedilmektedir. Uzay zamanının bazı bölümleri bizim evrenimiz gibi şişerken bazıları da bir noktada durmaya devam etmektedir. Yani bizim evrenimiz uzay zamanında bulunan sayısız balondan birisidir diyebiliriz. Ve her balon birbirinden bağımsız olduğu için içlerinde kendilerine özgü ve kurallar olabilir. Bu durumu düşünmenizi ve hayal etmenizi istesek, tabii ki de çok ilginç ve gizemli bir hal alıyor. Sonuç olarak, çoklu evren teorileri üzerine yapılan bu çalışmalar, hem bilim dünyasında hem de popüler kültürde heyecan uyandırmaya devam ediyor.

Orhan Açıkgöz
Yücel Kültür Vakfı
Gönüllü Yazar

YKV Content:1577