Uzak Ama Tanıdık: Japonca Yolculuğum
Japonca öğrenmeye başladığımda açıkçası bu dili ne kadar ilerletebileceğimi bilmiyordum. Zaten hâlâ “biliyorum” diyemem, öğreniyorum. Şu ana kadar Hiragana ve Katakana’yı öğrendim; bazı temel kelimeleri ve basit cümle kurma şekillerini biliyorum. Ancak bu kısa sürede bile Japoncanın düşündüğümden çok daha farklı bir dünyası olduğunu fark ettim.
Çoğu kişi Japoncanın Türkçeden tamamen alakasız olduğunu düşünüyor, ama aslında gramer olarak bazı yönlerden Türkçeye çok benziyor. Mesela fiil genellikle cümlenin sonunda geliyor ve özne her zaman söylenmek zorunda değil. Türkçede de bunu sık sık yapıyoruz. Bu yapısal benzerlikler dili öğrenirken insanı biraz rahatlatıyor; en azından “grameri çok mu zor?” korkusunu üzerimden atabiliyorum.
Tabii ki her dil gibi Japoncanın da kendine has zorlukları var. Özellikle alfabeler başta çok karışık geliyor; Hiragana, Katakana ve Kanji olmak üzere üç farklı sistem kullanıyorlar. Alıştıktan sonra bile yeni kelimeleri akılda tutmak zaman alıyor. Bazen bir cümleyi doğru kursam da neden o şekilde kurulduğunu teknik olarak açıklamakta zorlanabiliyorum. Yine de bu durum beni durdurmuyor; çünkü Japonca öğrenirken her şeyi bir anda bilmek zorunda olmadığını kabullenmeyi öğreniyorsun.
Japoncaya ilgi duyan birçok kişi için bu sürecin başlangıç noktası aslında kültürel içerikler oluyor. Özellikle anime, gençlerin bu dile yönelmesinde önemli bir rol oynuyor. Birçok genç Japoncayla ilk kez animeler sayesinde karşılaşıyor. Karakterlerin konuşma şekli, Japonya’nın animelerde muhteşem tanıtılması ve kelimelerin kulağa hoş gelen tınısı insanı meraklandırıyor. Bu merak da dili öğrenmeye başlamak için harika bir motivasyon kaynağına dönüşüyor. Tabii ki herkes bu dili en üst seviyeye taşımayacak ama bu ilgi bile çok değerli.
Benim bu yolculuğa çıkmamdaki en büyük güç ise Asia Kakehashi Project programını öğrenmem oldu. Lise öğrencilerine yönelik olan program, Japonya’da 3 aylık bir değişim öğrencisi olma fırsatı sunuyor. Tabii ki izlediğim tatlı animelerin etkisini de inkâr edemem :)
Son olarak, benim için Japonca, sadece yeni bir dil değil; aynı zamanda bir sabır süreci. Her gün küçük şeyler öğrenmek, bazen zorlanmak ama yine de devam etmek… Japonca bunu gerektirir. Her hafta 10 Kanji öğrenirsin, üç ay sonra kimisini unutursun, kimisini zor hatırlarsın. Bu zorluklar Japonca öğrenme motivasyonunu azaltabiliyor ama düzenli, istikrarlı ve disiplinli olmak bu işin olmazsa olmazları. Henüz yolun başındayım, ama bu sürecin bile beni geliştirdiğini hissediyorum.
Belki de önemli olan, bir dili ne kadar hızlı öğrendiğin değil; öğrenirken kendin hakkında neler fark ettiğindir. Japonca bana şimdiden bunu düşündürmeye başladı.
Arda Şahsi
Yücel Kültür Vakfı
Genç Gönüllü Yazar

