
Günümüzde gençler, geleneksel iş modellerinden uzaklaşarak, dijital dünyayla bütünleşmiş yenilikçi iş modellerine yönelmektedir. Bu yönelim, emek ile değer arasındaki dengesizliğe dair artan farkındalığın bir sonucudur. Karl Marx’ın işçi, iş gücü ve artı değer kavramları bu durumu açıklamada önemli bir teorik çerçeve sunar. Marx’a göre iş gücü, üretim sürecinde yalnızca bir araç olarak değerlendirilir ve işçinin yarattığı gerçek değer çoğu zaman görünmez kılınır. Artı değer ise işçinin yarattığı toplam değer ile ona ücret olarak geri dönen miktar arasındaki farktır. Marx’a göre bu durum, işçinin emeğinin tam karşılığını alamadığı ve sistematik bir sömürüye maruz bırakıldığı anlamına gelmektedir.
Gençler, emeklerinin karşılığını tam olarak alamayacakları bir sisteme uyum sağlamak yerine, Marx’ın kavramlarını anlayarak emeğin değerini sorgulamaktadır. Maddi değerin yanı sıra yaratıcılık, esneklik, işten aldıkları tatmin duygusu, kendilerini ifade edebilme olanağı ve topluma katkı sağlama gibi boyutlar da gençler için önemlidir. İşin değeri yalnızca maddi kazançla değil, bu çok boyutlu katkılarla ölçülmektedir. Tarihsel olarak, sosyal kuşaklara göre değişen çalışma anlayışları da bu durumu desteklemektedir. Baby Boomers kuşağı “çalışmak için yaşama” anlayışıyla hareket ederken, X kuşağı bunu “yaşamak için çalışma” anlayışına çevirmiştir. Y kuşağı ise işi, deneyim kazanmak ve farklı alanlarda kendini geliştirmek için maddi kaynak sağlayan bir araç olarak görmüştür. Dijital dünyada büyüyen Z kuşağı, işten ve yaşamdan yalnızca maddi kazanç değil, aynı zamanda kişisel ve toplumsal değer yaratma fırsatı da beklemektedir.
Bu değişen beklentileri anlamak için psikolojik bir bakış açısıyla değerlendirilebilir. Maslow'un İhtiyaçlar Hiyerarşisi, bireylerin motivasyonlarını ve önceliklerini kavramak açısından önemlidir. Maslow’a göre ihtiyaçlar fizyolojik, güvenlik, sevgi, saygı ve kendini gerçekleştirme düzeylerinden oluşur. Özellikle üst düzey ihtiyaçlar göz önüne alındığında, gençlerin iş ve yaşam dengesinde kişisel gelişim, deneyim, keşif ve sosyo-kültürel etkileşim gibi faaliyetlere daha fazla önem verdiği görülmektedir.
Dijital platformlar da gençlerin iş dünyasında güçlenmesini sağlamaktadır. Çalışanlar deneyimlerini ve karşılaştıkları zorlukları paylaşabilmektedir. Böylece bireysel farkındalık, kolektif bilinçle birleşmektedir. Ancak bu bilinçlenme sürerken mevcut iş yapılarının getirdiği zorluklar da devam etmektedir. Tek bir unvan altında birden fazla sorumluluğun beklendiği mevcut iş modelleri, farklı uzmanlık gerektiren görevler nedeniyle çalışanların potansiyelini tam olarak ortaya koymasını engellemekte ve motivasyon kaybına yol açmaktadır. Bu bağlamda, kurumsal iletişim yaklaşımları arasında insan kaynakları yaklaşımı özellikle önem kazanmaktadır. Bu yaklaşım, insanı kurumun en değerli kaynağı olarak kabul eder ve çalışanların gelişimi, memnuniyeti ile katılımını öncelikli kılar. Açık iletişim, güven, ekip çalışması ve geri bildirim, bu yaklaşımın temel unsurları arasında yer almaktadır.
Sonuç olarak, Marx’ın kavramları yalnızca okullarda öğretilen teorik bilgilerle sınırlı kalmayıp, yaşamın içinde anlaşılmakta ve uygulanmaktadır. Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi’nin de farkında olan gençler, kendini gerçekleştirme ihtiyacına giderek daha fazla önem vermektedir. Bu bilinç, öz saygının artmasına ve iş hayatında güçlenmeye katkı sağlamaktadır. Gençler, yaratıcı, adil ve sürdürülebilir iş modellerine yönelerek kendi potansiyelleriyle inşa edecekleri bir dünya için adım atmaktadır.
İrem İlayda Arslanoğlu
Yücel Kültür Vakfı
Gönüllü Yazar