Kapıyı Kim Açacak?
Hızla akan çağımızın aksine, bir adım atmak için günlerce beklemek ya da o adımı hiç atmamak pek çoğumuzun yaşadığı bir deneyim. En iyi hâlimizi paylaşmak için girdiğimiz sosyal medya araçlarında ise uzun zamandır her şeyin göründüğü kadar iyi olmadığını anlatmak da bir trende dönüştü. Kaydıranların dikkatini daha çok çekmek isteyen içerik üreticileri, artık kendilerinin de bizlerden biri olduğunu göstermek istercesine, kötü anlarını ve zor deneyimlerini de paylaşmaya başladılar. Bu paylaşımlardan biri, hem kendi hayatımı sorgulamama hem de bu yazıyı yazmama ilham verdi. Söz konusu videoda kişi, reddedilmekten korkmadığı için giriştiği ve sonunda başarıya ulaşan denemelerini sıralıyordu. Peki, başvurduğu onlarca şey arasından bazılarından olumlu dönüş almasının nesi bu kadar ilgi çekiciydi?
Çünkü çoğumuz için asıl mesele sonuç değil, reddedilme ihtimalidir. Beynimizin hayatta kalalım diye uyguladığı minik illüzyonlardan birisi de olumsuz durumlar üzerinde daha çok durmak olduğu için başarının sefası kaybetmenin acabasının gölgesinde kalır. Reddedilmek, zihnimizde sadece bir sonuç değil, yetersizlik, dışlanma ve değersizlikle ilişkilendirilen güçlü bir duygudur. Bu yüzden insanlar çoğu zaman başarısız oldukları için değil, reddedilme ihtimalini yaşamak istemedikleri için denemekten vazgeçer. Psikolojide bu durum, kaçınma davranışıyla açıklanır. Kişi, olumsuz duygularla karşılaşmamak için risk almaz, başvurmaz, konuşmaz, adım atmaz. Kısa vadede bu, güvenli bir seçim gibi görünür. Ancak uzun vadede, kişinin potansiyelini sınamasına ve yeni deneyimler kazanmasına engel olur. Böylece kişi, reddedilmekten korunurken, aynı zamanda kabul edilme ihtimalinden de kendini mahrum bırakır.
Oysa her ret, çoğu zaman sandığımız kadar kişisel değildir. Bazen zamanlama uygun değildir, bazen beklentiler farklıdır, bazen de o kapı zaten bize ait değildir. Denemek, sadece sonucu değiştirme ihtimali değil, kendimizle ilgili yeni şeyler öğrenme fırsatıdır. Unutmamak gerekir ki, denemediğimiz her şeyde zaten reddedilmiş sayılırız. Atılan her küçük adım ise o “kesin hayır”ı, küçük de olsa bir “belki”ye dönüştürür. ve hayat çoğu zaman, o küçük “belki”lerin içinden çıkan sürprizlerle değişir.
Meryem Sarıyar
Yücel Kültür Vakfı
Gönüllü Yazar
