Genç Sayfa

#siviltoplum #gençkatılımı #ortakgelecek

Sivil toplum çalışmalarında “gençlerin güçlendirilmesi” kavramı, genellikle bir sosyal sorumluluk projesi veya bir iyi niyet göstergesi olarak ele alınır. Ancak günümüz dünyasının karmaşık sorunlarına baktığımızda, bu konunun sadece bir tercih değil, sivil alanın sürdürülebilirliği için yapısal bir zorunluluk olduğunu görüyoruz. Bugün burada, gençlerin güçlenmesini duygusal bir yerden değil; toplumsal fayda ve kurumsal verimlilik açısından, tarafsız bir gözle ele almak istiyorum.

Sivil toplum, doğası gereği toplumsal sorunlara çözüm üretme mekanizmasıdır. Ancak, sorunların tanımı ve çözüm yöntemleri her dönem değişir. Yirmi yıl öncesinin yöntemleriyle bugünün sorunlarını çözmek her zaman mümkün olmayabilir. İşte bu noktada gençlerin güçlendirilmesi, aslında sivil toplumun kendi adaptasyon yeteneğini artırması anlamına gelir. Gençlerin karar alma süreçlerine dahil olması, sadece onlara bir koltuk vermek değil; kurumların içine yeni bir bakış açısı, farklı bir enerji ve güncel bir teknolojik yetkinlik enjekte etmektir.

Burada "güçlendirme" kavramını doğru tanımlamak gerekir. Güçlendirme; gençlere halihazırda var olan işleri devretmek değildir. Gerçek güçlenme, gençlerin kendi potansiyellerini keşfedecekleri, hata yapmaktan korkmadan inisiyatif alabilecekleri "güvenli alanlar" yaratmaktır. Bu süreçte ideal olan, tecrübeli kuşakların birikimi ile gençlerin dinamizminin çatışması değil, birbirini tamamlamasıdır. Biz buna "kuşaklar arası sinerji" diyoruz. Bir taraf kurumsal hafızayı ve stratejik derinliği temsil ederken, diğer taraf yenilikçiliği ve hızı temsil eder. Başarılı bir sivil toplum modeli, bu iki ucu birleştirebilen modeldir.

Özellikle iklim krizi, dijital haklar ve küresel göç gibi konularda, gençlerin sadece "uygulayıcı" değil "politika yapıcı" olarak konumlanması elzemdir. Çünkü bu sorunlar, doğrudan onların geleceğini şekillendirmektedir. Dolayısıyla gençlerin güçlenmesi, bir adalet meselesidir. Onları sadece "geleceğin liderleri" olarak ertelemek yerine, "bugünün paydaşları" olarak kabul etmek, alınan kararların meşruiyetini artırır. Bir gence sorumluluk vermek, ona "Senin fikrin değerli ve bu kurumun geleceğinde senin de imzan olmalı" mesajını vermektir. Bu mesaj, aidiyet duygusunu güçlendirir ve sivil topluma olan inancı tazeler.

Ancak, bu süreç tek taraflı değildir. Gençlerin de sivil toplumun etik değerlerini, sabrı ve müzakere kültürünü tecrübeli kuşaklardan öğrenmeye ihtiyacı vardır. Yani güçlenme, karşılıklı bir öğrenme sürecidir. Ne sadece gençlerin enerjisi tek başına yeterlidir, ne de sadece tecrübenin bilgeliği. Asıl güç, bu ikisinin dengeli birlikteliğindedir.

Sonuç olarak; gençlerin sivil toplumda güçlendirilmesi, kurumların yarına kalabilmesi için atılması gereken stratejik bir adımdır. Kapılarını genç fikirlere, yeni yöntemlere ve eleştirel bakış açılarına açan yapılar, toplumsal dönüşümde öncü olmaya devam edecektir. Hedefimiz; gençlerin sesinin yankılandığı, tecrübenin ise yol gösterdiği, daha kapsayıcı ve daha güçlü bir sivil toplum inşa etmek olmalıdır.

Ayça Simay Dinçer
Yücel Kültür Vakfı
Gönüllü Yazar

YKV Content:1689