Sorumluluktan Kaçış
Her şeyin çok hızlı değiştiği bu dünyada, bir gün eleştirilen bir konu bir başka gün savunulan bir düşünce haline gelebiliyor. Sosyal medyanın, kişilerin kişisel yaşam tarzlarına dokunuşu, hayata bakış açılarını, kendilerine olan yaklaşımlarını her gün yeniden ve farklı yorumlarla şekillendiriyor. Birçok söylentinin ve varsayımın dolaştığı (nasıl doğru yaşanır, insanın kendisini tanıması için beş temel soru, önce kendini sev, toksik ilişkiler vb.) bu günlerde karşıma Engin Geçtan’ın “İnsan Olmak” adlı kitabı çıktı. Kitabı her ne kadar bir çırpıda okusam da, etkisinden o kadar hızlı çıkamadım. İçerisinde, on dört başlık üzerinden, insanın var olduğu günden beri kendisini anlama gayreti içinde olduğunu, ama yine de en az kendisini anladığını ifade eden cümlelerle, insanın kendi içindeki yolculuğuna rehber olacak konular üzerinden ilerliyor.
Ben sizlerle birlikte kitapta aynen geçen “kişinin kendisine karşı iyi yaşama sorumluluğu” ifadesini düşünmek istiyorum. Hayatın birçok alanı var ve her farklı alanda da farklı rollerimiz bulunuyor. İş hayatı, eğitim, aile, sosyal çevre… Bu hayatların içinde mutlu olduğumuz, üzüldüğümüz, sıkıldığımız birçok an da var. Engin Geçtan, kitabında herkesin çevresinde hayatın nasıl yaşanacağına dair tavsiye verenlerin olduğunu söyler. Peki kendi hayatımızı yaşamaya yönelik ne kadar sözümüz var?
Kendi hayatımızı yaşamaktan korkuyoruz. En güzel, en doğru hayatı yaşayalım diye kendi hayatımızda inisiyatif kullanmıyor, keyif almıyor, yalnızca onay arayıp başkalarının hayatlarına özenerek zaman geçiriyoruz. Kendimizin idealize ettiği hayatı yaşayamadıkça kök ailemizi suçluyor, başımıza gelen olumsuz olayların kurbanı olarak kendimizi görüyoruz. Kendi hayatımızın sorumluluğunu almadığımız her konuda biraz daha eksilerek mutsuz insanlara dönüşüyoruz.
Peki bu döngüden nasıl çıkarız? Bunun ortak bir cevabı var mı, onu bile bilmiyorum. Engin Geçtan’ın tarafından baktığımızda, kurban rolünün konforundan vazgeçmek, sorumluluk almakla geliyor. Başlangıçta korkutucu, güvensiz gelse bile insan kendi hayatını yaşamaya başlamanın sorumluluğuyla daha gerçek kimliğini bulabilir diye paylaşıyor bizimle. Herkesin kendisine göre bir reçetesi vardır. Ancak kişi bu reçeteyi bulmadan önce kendisini fark etmeli, tanımalı ve buna göre bir yol haritası oluşturmalı diye düşünüyorum. Bunun için sınırsız bir vaktimiz de bulunmuyor. Engin Geçtan “İnsan bir zaman tüketicidir. Üstelik bize ayrılan bu zaman oldukça sınırlıdır da.” diye belirtiyor. Bu sınırlı zamanı başkalarının onayından ziyade kendi hayat sorumluluğumuzu alarak yaşamalıyız. İyi yaşama sorumluluğu, başkalarının beklentilerine göre değil; kendi iç sesimizi duyabildiğimiz ölçüde mümkün oluyor.
Sıla Korkut
Yücel Kültür Vakfı
Gönüllü Yazar
